Hemen her başarılı girişim hikayesi benzer bir dekorla başlar: Bir garaj, uykusuz geceler ve sabaha karşı yazılan o ilk kod satırları… Bir girişimin en heyecan verici günlerinden olan bu ilk günlerin odak noktası bellidir: Fikrin en kısa sürede hayata geçirilmesi. Bir başka ifade ile, girişimcilerin bu aşamadaki temel hedefi, Minimum Uygulanabilir Ürün (Minimum Viable Product veya MVP) olarak adlandırılan, ürünün en yalın ve işlevsel halinin, pazara çıkarılması ile ilk kullanıcı tepkilerinin ölçülmesidir.

Gözle görülen / elle tutulan bir sonuç çıkarmaya adanmış bu yoğun tempo içerisinde hukuka uyum, çoğu zaman ilerleyen aşamalarda düşünülmesi gereken bir ayrıntı olarak görülür. Oldukça yaygın olan ve ilk bakışta pragmatik bir tercih olarak değerlendirilebilecek bu genel yaklaşımın nedenini daha iyi anlayabilmek için girişim hukukuna dair verdiğim eğitimlerde katılımcılara sıkça yönelttiğim ve kendi yanıtımı bugüne kadar dile getirmediğim bir soru var: Sizce hukuk, bir girişim yolculuğunda girişimcinin yolda karşılaştığı ve onu tökezleten taş, çukur ya da bariyer gibi bir engel midir? Yoksa yolu hem girişimci hem de yoldaki diğer paydaşlar için güvenli hale getiren trafik ışıkları ve uyarı levhaları mıdır?

Bu sorunun cevabında bir fikir birliğine varıldığını görmedim. Ancak bu alanda çalışan bir hukukçu olarak şunu söyleyebilirim: Hukuk, bir girişim için ne yoldaki bir engel ne de bir uyarı levhasıdır. Hukuk, yüksek hızda viraj alırken savrulmanızı önleyen bir güvenlik sistemi, aracın hızlandıkça yere daha sağlam basmasını sağlayan bir aerodinamik yapı gibi; yolun değil bizzat aracın bir parçasıdır. Başka bir analoji ile anlatmak gerekirse; doğru kurgulanmış bir hukuki altyapı, girişimin üzerine inşa edileceği temel kolonlardır. Temeli zayıf bir yapıda kat çıkmaya çalışmak ne kadar riskliyse, hukuka uyumun ertelendiği bir girişim ile büyümeye çalışmak da bir o kadar tehlikelidir. Hal böyleyken, erken aşama girişimlerde alınan hukuka dair kararların büyümenin kaderini tayin ettiği şüphesizdir. Daha önemli olan, alınan -veya alınmayan- hukuki kararların girişimin varlığını sürdürmesine dahi etki edebiliyor olmasıdır.

Henüz temellerin atıldığı erken aşamada, sağlam kolonlar üzerinde yükselmenin yolu; günü kurtaran geçici çözümlerden değil, hedeflenen yapının tamamını taşıyabilecek stratejik bir mimariden geçer. Bu mimarinin ilk ve en kritik taşlarından biri ise kanaatimce, kurucu ortaklar arasındaki ilişkinin ‘niyette’ bırakılmayarak ‘metne’ dökülmesidir.

Çoğu zaman ortak hedef doğrultusunda paylaşılan hayallerin, bir yatırım masasında hisse uyuşmazlığına veya yönetim krizine dönüşmesini engelleyen yegâne unsur; iyi kurgulanmış bir pay sahipleri sözleşmesidir (Shareholders’ Agreement veya SHA). Vesting (Yaygın kullanılan Türkçe karşılığı ile hakediş) takvimi ile, pay sahibi olmanın zamana ve performansa yayıldığı, ayrılık senaryolarının (bad leaver / good leaver) netleştirildiği, girişimin gerek günlük işleyişine gerekse geleceğine dair önemli kararların nasıl alınacağının belirlendiği bir sözleşme; işler kötü gittiğinde hem girişimciler hem de girişimin kendisi için bir kalkan, işler iyi gittiğinde ise bir nevi pusula olmaktadır. O kadar ki girişimlerin başarı ve başarısızlığı üzerine yapılan çalışmaların neredeyse tamamında, girişimi başarısızlığa götüren temel nedenlerden biri olarak ortaklar arasındaki çatışmalar gösterilmektedir. Dolayısıyla erken aşamada girişimciler tarafından verilebilecek en doğru ve girişimin kaderini -pozitif doğrultuda- tayin edecek olan hukuki kararlardan biri, bir ortaklık sözleşmesi ile iyi ve kötü günlere hazırlık yapmaktır.

Girişimciler arasındaki açmazların bertaraf edildiği, girişimin asli faaliyet konusu doğrultusunda hedefe doğru ilerlediği bir senaryoda, şirket için ortaya çıkan en büyük risk ise günü kurtarmak için verilen hukuka dair kararlar neticesinde zamanla biriktirilen hukuki borçlardır (legal debt). Aynı satırlarında bir bug (yazılım hatası) unutulmuş bir kod gibi; eksik bırakılan iş sözleşmeleri, hatalı tutulan pay defterleri veya yüzeysel şekilde yürütülen mevzuat uyum süreçleri, ileride tüm sistemi kilitleyebilecek türden girişimin sırtındaki görünmez yüklerdendir.

Erken aşamada, bu ‘ayrıntılardan’ tasarruf edildiği düşünülse de büyüme ivmesi yakalanıp ciddi bir yol ayrımına gelindiğinde (örneğin önemli bir yatırım turuna girildiğinde), bu hukuki borçların girişime fırsat maliyeti oldukça yüksek olur. Bu borcun faizi genellikle kaçan yatırım fırsatları veya verilen beyan ve tekeffüller nedeniyle ödenen ağır tazminatlardır. En iyi ihtimalle uzun süren Due Diligence (durum tespiti) süreçleri dahi, başlangıçta hukuka dair verilen eksik veya yanlış kararların bir sonucu olarak girişimlerin karşısına çıkmaktadır.

Günün sonunda girişimcilik, iktisat biliminin genel kabulüyle paralel bir şekilde kıt kaynaklar ile büyük bir risk yönetme sanatıdır. Ancak yönetilebilir bir risk almak ile kar ve zararı talihe bağlı bir oyun oynamak arasındaki fark, şansa ne kadar ihtiyaç duyulduğu, bir başka ifade ile sahip olunan hazırlık seviyesidir. Bu noktada erken aşama girişimlerde sıkça karşılaşılan kritik bir yanılgı ortaya çıkmaktadır: Girişimciler, ürün geliştirme sürecinde benimsenen MVP mantığını, hukuki altyapıya da birebir şekilde uyarlayabileceklerini varsayabilmektedir. Oysa bu iki alan, doğaları gereği aynı esnekliğe sahip değildir. Ürün, en yalın özellikleriyle MVP olarak sahaya sürülebilir; kullanıcı geri bildirimlerine göre yön değiştirilebilir, hatta tamamen yeniden kurgulanabilir. Buna karşılık sahip olunması gereken mülkiyet hakları, ürüne dair fikri veya sınai haklar, ortaklık dengeleri ve hukuki sorumluluklar bakımından “idare eder” nitelikte ara çözümler söz konusu değildir; tıpkı bir viraj güvenlik sisteminin bir arabada ya mevcut olması ya da hiç bulunmaması gibi.

Bu nedenle büyümeyi şansa değil hazırlığa dayandırmak isteyen her girişimci için şu husus açıktır: Fikrin bir MVP’si olabilir; ancak hukukun asgari bir sürümüyle – bir başka ifadeyle hukuki bir MVP ile – yola çıkılması mümkün değildir.

Netice itibarıyla; bir aracın güvenlik sistemlerinden feragat ederek hız yapmaya çalışmak, sadece riske yatırım yapmaktır. Tüm güvenlik sistemleri olan bir araç ile yola çıkılması; o girişimin yalnızca olası bir sarsıntıyı sağ salim atlatmasını değil; hayali kurulan büyüme ivmesini taşıyabilecek kapasiteye ulaşmasını da sağlar. Nihayetinde bir girişimin ne kadar yükselebileceğini, fikrin parlaklığı kadar bu fikri taşıyan hukuki temellerin mukavemeti belirleyecektir.

Av. Seren Deniz Yanık, Kurucu Avukat SDY Legal